Dün Gece Oğlum Bana Vurdu Karşı Koyamadım
Dedektif Harris kapının yanında durdu. Sesi sakin ama nett i.
“Bu artık senin sorumluluğun,” dedi. “Geçici olarak bir arkadaşın, bir akraban ya da yönlendireceğimiz barınma merkezlerinden biri.”
Oğlum bana baktı. İlk kez gerçekten baktı.
“Anne…” dedi, sesi çatladı. “Bunu gerçekten yapıyor musun?”
Kalbim sıkıştı. Bir an için, yıllar önce dizlerime tırmanan o küçük çocuğu gördüm. Ateşi çıktığında sabaha kadar başında beklediğim hâlini. Ama o görüntü, dudağımdaki sızıyı, kolumdaki morluğu silemedi.
“Bunu ben yapmıyorum,” dedim. “Sen yaptın.”
Claire yumuşak bir sesle konuştu. “Bu bir son değil. Ama şu an herkes için en güvenli yol bu.”
Oğlum başını eğdi. Çantasını sıktı. Kapıya doğru bir adım attı, sonra durdu.
“Beni artık sevmiyor musun?” diye sordu.
Gözlerim doldu ama geri adım atmadım.
“Seni sevmek,” dedim, “kendimi yok etmek demek değil.”
Kapı açıldı. Soğuk hava içeri doldu. Dedektif Harris oğlumla birlikte dışarı çıktı. Kapı kapandığında çıkan ses, yıllardır içimde biriken korkunun da kapanış sesi gibiydi.
Ev sessizdi. Ama bu sessizlik, eskisi gibi tehditkâr değildi.
Claire montunu giydi. “Bugün zor bir şey yaptınız,” dedi. “Ama doğruydu.”
Başımı salladım. “Bunu bilmem zaman alacak,” dedim. “Ama ilk kez… nefes alabiliyorum.”
O gittikten sonra mutfağa döndüm. Soğuyan yumurtalara baktım. Dantelli masa örtüsündeki kırıntıları topladım. Sonra durdum. İlk kez acele etmedim.
Pencereye gittim. Sabah ışığı içeri giriyordu.
Bu ev hâlâ benimdi.
Ve ilk kez, içinde güvendeydim.
O gün bir karar daha aldım.
Kim olursa olsun…
Hiç kimse, beni incitme hakkına sahip değildi.
Anne olsa bile.
Oğul olsa bile.