Kızımın seçtiği eski elbisenin astarında – Sayfa 2 – Zekhaber
Kızımın seçtiği eski elbisenin astarında

Ayrılırken yine sarılmadık.

Ama bu kez elimi uzattım.

Babam iki eliyle tuttu.

“Geldiğin için teşekkür ederim,” dedi.

“Ben de anlattıkların için teşekkür ederim.”

Eve döndüğümde kızım beni kapıda karşıladı.

“Nasıl geçti?”

“Zordu.”

“Dedem nasıl biri?”

“Yaşlanmış. Çok pişman. Ama bilmediğim hâlâ çok şey var.”

Kızım yanıma oturdu.

“Peki tekrar görüşecek misin?”

“Evet, sanırım görüşeceğim.”

“Ben de tanışabilir miyim?”

Gülümsedim.

“Elbette. İstersen tanışabilirsin.”

Kızım biraz düşündü.

“Önce sen onu biraz daha tanı. Sonra hep birlikte görüşürüz.”

Onun bu anlayışı karşısında gözlerim doldu.

O akşam mezuniyet elbisesini yeniden çıkardık.

Astarındaki küçük cebin dikişi söküktü. Kızım elbiseyi masaya serdi.

“Anne, bunu böyle bırakamayız. Mezuniyette giymek istiyorum.”

İğneyle iplik getirdim.

Annemin yaptığı gibi kumaşı ters çevirdim, küçük cebi dikkatlice düzelttim.

Kızım karşımdaki sandalyeye oturdu.

“Anneanne bunu sana neden ölmeden önce söylememiş?”

“Bilmiyorum. Belki korktu. Belki doğru zamanı bekledi. Sonunda da zaman kalmadı.”

“İnsan sevdiklerine doğruyu söylemekten neden korkar?”

Dikişi bir an bıraktım.

“Bazen onları kaybetmekten korktuğu için. Ama böyle yapınca daha büyük bir şey kaybedebiliyor.”

“Neyi?”

“Güveni.”

Kızım sessizce başını salladı.

Sonra elbisenin astarını gösterdi.

“Anne, bu cebi kapatmayalım.”

“Neden?”

“Bir gün benim de kızım olursa ona bir not bırakmak istiyorum.”

“Nasıl bir not?”

“Gizli bir şey olmayacak. Sadece onu sevdiğimi yazacağım.”

Gülümsedim.

“Bence çok güzel olur.”

Mezuniyet günü geldiğinde kızım elbiseyi giydi.

Aynanın önünde dönerken eteği hafifçe savruldu.

“Nasıl olmuşum?”

“Çok güzel.”

“Anneannem görse ne derdi?”

“Herhâlde eteğinin biraz daha kısaltılması gerektiğini söylerdi.”

Kızım kahkaha attı.

Ben de güldüm.

Annem gerçekten de öyle yapardı. Ne kadar güzel bir elbise görse mutlaka düzeltilmesi gereken küçük bir yer bulurdu.

Mezuniyet salonuna eşimle birlikte gittik.

Kızımın adı okunduğunda ayağa kalkıp alkışladım. Sahneye çıkarken bize dönüp el salladı.

O an babamın benim mezuniyetimde bulunmadığını düşündüm.

Bir zamanlar onun gelmemesini kendi değersizliğimin kanıtı saymıştım.

Artık bunun benimle ilgisi olmadığını biliyordum.

Yetişkinler yanlış kararlar vermişti.

Ama o kararların sorumluluğu bana ait değildi.

Törenden sonra kızımla fotoğraf çektirdik.

Eve döndüğümüzde elbiseyi çıkarıp dikkatlice askısına astı.

“Anne, bu elbiseyi saklayacağım,” dedi.

“İstersen günlük hayatta da giyebilirsin.”

“Hayır. Biraz özel kalsın istiyorum.”

Aradan birkaç hafta geçti.

Babamla telefonlaşmaya başladık.

İlk konuşmalarımız kısa sürüyordu. Bazen havadan, bazen televizyondaki bir programdan konuşuyorduk. Geçmişi her seferinde açmıyordum.

Bir gün çocukken çok sevdiğim bir oyuncağı hatırlayıp hatırlamadığını sordum.

Hemen anlattı.

Küçük bir tahta beşiğim varmış. Annem bez parçalarından bebeğime yorgan dikmiş. Babam da kırılan ayağını birkaç kez tamir etmiş.

Ben oyuncağın yıllar önce kaybolduğunu sanıyordum.

Babam o beşiği hatırlıyordu.

Başka bir konuşmada okuldan dönerken yağmura yakalandığımız bir günü anlattı. Beni sırtına alıp eve kadar taşıdığını söyledi.

O anıyı da hatırlıyordum.

Yalnızca taşıyan kişinin yüzünü zamanla unutmuştum.

Babamla konuşmak, geçmişimi yeniden yaşamaktan çok, eksik kalmış sayfaları okumaya benziyordu.

Bazen kızıyor, bazen üzülüyor, bazen de hiç beklemediğim bir yerde gülüyordum.

Bir gün telefonda, “Sana hâlâ kırgınım,” dedim.

“Biliyorum kızım.”

“Bu kırgınlığım hemen geçmeyecek.”

“Geçmesini beklemiyorum. Yalnızca bundan sonra hayatında dürüstçe bulunmak istiyorum.”

O cümle bana iyi geldi.

Bir ay sonra babamı evimize davet ettim.

Kapıyı açtığımda elinde küçük bir paket vardı.

Kızım yanımıza geldi.

“Hoş geldin dede,” dedi.

Babamın gözleri doldu.

“Hoş bulduk kızım.”

Paketten ahşap bir kitap ayracı çıktı. Babam üzerine küçük çiçekler işlemişti.

“Bunu ben yaptım,” dedi. “Üniversitede kullanırsın diye düşündüm.”

Kızım kitap ayracını eline aldı.

“Çok güzel. Teşekkür ederim.”

O akşam birlikte yemek yedik.

Babam eşimle bahçecilikten konuştu. Kızıma üniversitede hangi bölümü okuyacağını sordu. Ben mutfaktan çayları getirirken salondaki sesleri dinledim.

Fizik Dersi

Her şey şaşırtıcı derecede sıradandı.

Kimse büyük konuşmalar yapmıyor, yılların hesabını çıkarmıyordu.

Bazen sofrada kısa sessizlikler oluyordu. Sonra kızım bir soru soruyor, konuşma yeniden başlıyordu.

Babam gittikten sonra eşim yanıma geldi.

“Nasıl hissediyorsun?”

“Garip,” dedim. “Sanki tanımadığım biriyle tanışıyorum ama onu çok eskiden beri biliyorum.”

“Zamanla daha kolay olabilir.”

“Olabilir.”

O gece annemin fotoğrafını elime aldım.

Uzun uzun baktım.

İçimde hâlâ öfke vardı.

Ama onu yalnızca yaptığı hatayla hatırlamak istemiyordum.

Annem iyi bir terziydi. Güçlü bir kadındı. Zor zamanlarımızda çalışmaktan hiç kaçmamıştı. Bana okumayı, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğretmişti.

Aynı zamanda korkularına yenilmiş, benim yerime karar vermiş ve yıllarca gerçeği saklamıştı.

Bütün bunlar aynı insana aitti.

Onu sevmiş olmam, yaptığı yanlışı doğru hâle getirmiyordu.

Yaptığı yanlış da bana verdiği bütün emeği yok etmiyordu.

Bunu kabul etmek zaman aldı.

Bir pazar sabahı kızım elbiseyi yeniden getirdi.

“Anne, astarına bir cep daha dikebilir miyiz?”

“Neden?”

“İçine bir not koyacağım.”

Dikiş kutusunu masaya çıkardım.

Kızım küçük bir kumaş parçası seçti. Ona nasıl katlayacağını, kenarlarını nasıl içe çevireceğini gösterdim.

İğneyi eline aldığında gülümsedi.

“Anneanne olsa şimdi dikişlerimi beğenmezdi.”

“Kesinlikle beğenmezdi. Bir de yeniden söktürürdü.”

Gülüştük.

Kızım cebin dikişini tamamladıktan sonra küçük bir kâğıt çıkardı.

“Birlikte yazalım mı?”

“Ne yazacağız?”

Bir süre düşündük.

Sonra kalemi elime aldım.

“Sevgili kızım,” diye başladım. “Bir gün bu elbiseyi giyersen bilmeni isterim ki ailenin geçmişinde hem güzel anılar hem de hatalar var. İnsanlar bazen korktukları için yanlış kararlar verirler. Ama korkmak, doğruyu saklamak için bir neden değildir.”

Kalemi kızıma uzattım.

O da altına şunları yazdı:

“Biz birbirimize her şeyi anlatmaya çalışacağız. Bir gün bir sorunun olursa cevabını başkalarının kararlarına bırakmayacağız. Bilmiyorsak birlikte öğreneceğiz.”

Notu katlayıp yeni cebe yerleştirdik.

Eski cebin içinde annemin bıraktığı kâğıdın küçük bir kopyasını sakladım. Asıl mektupları ise ayrı bir dosyaya koydum.

Gebelik İncele

Kızım elbiseyi askıya asarken bana döndü.

“Anne, anneannemi affettin mi?”

Bir süre düşündüm.

“Henüz tamamen değil,” dedim. “Ama artık ona yalnızca kızgın değilim. Onun da neden korktuğunu anlayabiliyorum.”

“Dedemi?”

“Onu tanımaya devam ediyorum. Kaybettiğimiz yılları geri getiremeyiz ama bundan sonrasını başka türlü yaşayabiliriz.”

Kızım boynuma sarıldı.

“Bence bu da güzel.”

Birkaç ay sonra üniversiteye başlayacağı gün geldi.

Babam da bizimle geldi.

Kampüsün kapısında kızımın valizini taşımak istedi. Eşim çantaları arabadan indirirken babam dikkatlice küçük valizi aldı.

Kızım gülerek, “Dede, onu ben de taşıyabilirim,” dedi.

“Biliyorum. Ama bugün bana bırak.”

Birlikte yürüdüler.

Ben birkaç adım geriden onları izledim.

Babamın saçları tamamen beyazlamıştı. Kızım ise hayatının en heyecanlı günlerinden birini yaşıyordu.

Bir zamanlar benim okul kapımda bulunmayan adam, şimdi torununun üniversite yolculuğuna eşlik ediyordu.

Bu, geçmişte yaşananları silmiyordu.

Ama geleceğin de aynı eksikliklerle devam etmek zorunda olmadığını gösteriyordu.

Kızımla vedalaşırken gözlerim doldu.

“Anne, ağlama,” dedi.

“Tutamıyorum.”

“Akşam ararım.”

“Söz mü?”

“Söz.”

Boynuma sarıldı.

Sonra babama döndü.

“Dede, sen de kendine dikkat et.”

Babam gülümsedi.

“Sen de derslerini ihmal etme.”

Kızım kahkaha attı.

“Daha ilk günüm!”

Onu kampüsün kapısından içeri girerken izledik.

Yanımda eşim, diğer yanımda babam duruyordu.

Hayatımda ilk kez bu üç kişinin aynı anda yanımda olmasının ne kadar tuhaf ve güzel olduğunu düşündüm.

Dönüş yolunda babam sessizce, “Yasemin, senin böyle bir gününü göremediğim için üzgünüm,” dedi.

Ona baktım.

“Ben de üzgünüm baba. Ama bugün buradasın.”

Evet, bugün buradayım.”

Elimi uzatıp elini tuttum.

Uzun zamandır içimde taşıdığım öfke o anda tamamen kaybolmadı. Kaybolmasına da gerek yoktu.

Ama ilk kez babamın elini tuttuğumda kendimi on üç yaşındaki terk edilmiş çocuk gibi hissetmedim.

Kendi kararlarını verebilen yetişkin bir kadındım.

Eve döndüğümüzde annemin dikiş kutusunu yeniden dolaba yerleştirdim.

Gebelik İncele

Kapağını kapatmadan önce içindeki eski yüksüğü avucuma aldım.

Çocukluğumda annem o yüksüğü takar, iğneyi kumaştan geçirirken bana dikkatle bakmamı söylerdi.

“Dikişin sağlam olsun istiyorsan düğümü doğru atmalısın,” derdi.

Yıllar sonra onun sözlerinin başka bir anlamı olduğunu düşündüm.

Annem hayatımızdaki kopan yerleri yalanlarla birleştirmeye çalışmıştı. Dışarıdan bakıldığında her şey düzgün görünüyordu. Ama kumaşın altında saklanan düğümler zamanla sertleşmişti.

Ben artık onları gizlemek istemiyordum.

Kızımın mezuniyet elbisesi dolabında duruyordu. Astarında yan yana iki küçük cep vardı.

Birinde annemin yıllarca sakladığı gerçeğin izi, diğerinde kızımla birlikte verdiğimiz söz bulunuyordu.

O elbise bana annemin son sözlerini hatırlatmış, babamla yeniden konuşmanın yolunu açmıştı.

Fakat en önemli şeyi kızım öğretmişti.

Geçmişin bütün hatalarını düzeltmek mümkün değildi. Yine de aynı hataları geleceğe taşımamak bizim elimizdeydi.

O akşam kızım telefon ettiğinde babamın da bizi aradığını söyledim.

Üçümüz kısa bir görüntülü görüşme yaptık. Babam bahçesindeki domatesleri gösterdi, kızım yurt odasını anlattı. Ben onların konuşmasını dinledim.

Telefon kapandığında ev sessizleşti.

Pencerenin önüne geçip dışarı baktım.

Annem yaşasaydı ona hâlâ soracak çok şeyim olurdu. Belki kızar, belki ağlar, belki de uzun uzun konuşurduk.

Ama artık cevaplarını alamayacağım soruların bütün hayatımı yönetmesine izin vermeyecektim.

Çünkü annemin sakladığı not bana yalnızca geçmişin gerçeğini öğretmemişti.

Gebelik İncele

Bir çocuğa bırakılabilecek en değerli mirasın kusursuz bir aile hikâyesi değil, gerçekleri konuşabilecek kadar güvenli bir aile olduğunu da öğretmişti.

Ve ben kızıma, içinde saklanması gereken acı sırlar olmayan bir gelecek bırakmak istiyordum.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.