küçük oğlumu anaokulundan almaya gittiğimde
küçük oğlumu anaokulundan almaya gittiğimde
Rıdvan’ın anlayış beklemesine ve suçluluktan uyuyamadığını itiraf etmesine rağmen, Can kararlı duruşundan ödün vermedi. Adamın, ailesinin iyileşme sürecine bu şekilde müdahale etme girişimini sert bir dille reddetti. Bir yetişkinin kendi vicdan azabıyla başa çıkmak için küçük bir çocuğu alet etmesinin, affedilemez bir sınır ihlali olduğunu açıkça belirtti. Vakit kaybetmeden uzaklaştırma kararı çıkarttı ve Güneş Anaokulu’nun güvenlik protokollerinin tamamen baştan aşağı yenilenmesini talep etti.
Ancak her şeyden daha önemlisi, Eren ile karşısına alıp konuştu ve ona söylenen yalanları bir bir gün yüzüne çıkardı. O adamın üzgün olduğunu ancak davranışının kesinlikle yanlış olduğunu, Eren’den saklamasını istediği sırların aslında bir güven sarsıcı durum olduğunu sabırla açıkladı.
Bu yüzleşme sayesinde Can ve Selim, bir yabancının gölgesi araya girmeden kayıplarının gerçeğiyle nihayet yüzleşebildiler. Can, artık doğaüstü bir işaret aramak için değil; oğlunun anısını, onu manipüle etmeye çalışan o adamdan geri almak için Umut’un mezarına geri döndü. Sınırlar koyarak ve Eren’i koruyarak, kederini ürpertici bir sır olarak değil, “saf bir acı” olarak kalbinde taşımanın bir yolunu buldu.
Hayatını altüst eden o adamı asla affetmeyeceğini biliyordu; ancak bir daha asla oğlunun adını ağzına almamasını sağlayabileceğini anlamıştı. Ve böylece, o derin sessizliğin ortasında, sonunda ayaklarını yere sağlam basmayı başardı.