Sınıf arkadaşlarım yıllarca yemekhane görevlisi – Sayfa 2 – Zekhaber
Sınıf arkadaşlarım yıllarca yemekhane görevlisi

“Onu sadece yemek dağıtan biri sandınız.
Ama o…
Sizin aç kaldığınız günleri hatırladı.
Sınavdan kaldığınızda yüzünüzdeki korkuyu gördü.
Kimsenin sizi beklemediği akşamları fark etti.”

Sesim titredi ama durmadım.

“Ben onun gözlerinin dolduğunu çok gördüm.
Ama siz görmediniz.
Çünkü başınızı kaldırıp bakmadınız.”

O an bir kız ağlamaya başladı.
Tanıyordum onu.
Bir zamanlar büyükannemin taklidini yapanlardan biriydi.

“Büyükannem bana hep şunu söylerdi,” dedim.
‘İnsanlar açken kaba olur Merve.
Tokken değil.’”

Salonda bir uğultu yayıldı.

“Ve ben bugün anladım ki,
bazılarınız sadece aç değildi…
Bazılarınız görgüsüzdü.”

Bu sefer sessizlik daha ağırdı.
Kaçacak yer yoktu.

“Onun kalbi durduğunda,” diye devam ettim,
“ilk düşündüğüm şey ölüm değildi.
Paraydı.
Çünkü yoksulluk sessizce öldürür.
Kimse suçlu olmaz.
Kimse özür dilemez.”

Gözlerim doldu.
Ama geri adım atmadım.

“Büyükannem size binlerce öğle yemeği hazırladı.
Bugün ise size gerçeği bıraktı.
Sindirmesi zor.
Ama besleyici.”

Sözlerim bittiğinde bir an oldu.
Uzun, çok uzun bir an.

Sonra…
Arka sıralardan tek bir alkış yükseldi.

Bir öğretmendi.
Ardından bir diğeri.
Sonra biri daha.
Alkışlar büyüdü.
Ama bu bir kutlama değildi.
Bu bir yüzleşmeydi.

Tören bittiğinde herkes sessizce dağıldı.
Kimse yanıma gelip “harikaydı” demedi.
Kimse fotoğraf çekmedi.
Ama birkaç kişi bana bakıp başını eğdi.
Bu, yıllar sonra gelen bir özürdü belki.
Belki de sadece utanç.

Salondan çıktığımda beni durduran yaşlı bir kadın oldu.
Yemekhanede çalışan bir başka görevli.

“Beni hatırlamazsın,” dedi.
“Ayşe’yle birlikte çalışırdım.”

Gülümsedi ama gözleri yaşlıydı.

“Biliyor musun,” dedi,
“annen baban yokken, seni ilk okula getirdiği günü hatırlıyorum.
Eline sımsıkı tutunmuştun.”

Boğazım düğümlendi.

“Bugün onunla gurur duyardı,” dedi.
“Ve seninle.”

O gece eve döndüğümde büyükannemin eski defterini açtım.
Kenarları yıpranmıştı.
İçinde alışveriş listeleri, tarifler vardı.
Ama arka sayfalarda bir şey buldum.

Küçük küçük notlar.

“Ali bugün açtı, iki dilim ekmek verdim.”
“Zeynep ağladı, annesi işsiz.”
“Ahmet çok zayıf.”

Hiç isimlerini bağırmamıştı.
Hiç kahraman olmamıştı.
Sadece yapmıştı.

O an anladım.
Büyükannem sessizce dünyayı daha yaşanır bir yer yapmıştı.
Ve kimse ona bunun için madalya vermemişti.

Aylar sonra üniversiteye başladım.
Bursla.
Bir sosyal hizmet kulübüne katıldım.
İlk projemiz okul yemekhaneleriydi.

Her tepsiye baktığımda onu hatırladım.
Her çocuğun yüzünde.

Artık biri “sadece yemekhane görevlisi” dediğinde içim acımıyor.
Çünkü biliyorum:

Bazı insanlar önlük giyer.
Bazıları cübbe.
Ama dünyayı ayakta tutanlar,
sessizce yemek dağıtanlardır.

Ve büyükannem…
Hayatım boyunca tanıdığım en onurlu insandı.

O sahnede söylediğim o tek cümle
bir intikam değildi.

Bir vedaydı.
Ve bir hatırlatmaydı:

Kimsenin emeği küçük değildir.
Sadece bazı kalpler küçüktür.

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.