Tüm eşyaları paylaştılar
Büyükannenin ölümünden sonra akrabalar tüm eşyaları aralarında paylaştı; toruna ise yalnızca kirli, eski bir yatak kaldı. Ama yatağın içinde tesadüfen bulduğu şey onun için gerçek bir şok olacaktı.
Akrabalar evi acele etmeden ama ince bir hesapla bölüştüler. Birine arazi düştü,
diğerine ev, üçüncüsüne gelecekteki
kazançlar… Sıra toruna geldiğinde noter sakin
bir sesle, Elif adlı torunun tavan arasındaki
eski yaşlı yatağı alacağını açıkladı.
Odada garip bir sessizlik oluştu. Amca sırttı, teyze gözlerini kaçırdı. Biri yatağı hemen çöpe atıp Elif’e daha işe yarar bir şey almayı önerdi. Ama Elif reddetti. Yatağı alıp eve
götürdü.
Atölyesi küçüktü ve hep aynı kokardı: eski tahta, balmumu, toz ve soğuk kahve. Sipariş üzerine tamir ettiği sandalyeler ve komodinler vardı. Ne çok parası vardı ne de çok işi. Yatak neredeyse tüm zemini kapladı, hareket etmeyi zorlaştırdı ama Elif en azından içindeki dolgu malzemesini mobilya tamirinde
kullanabileceğini düşündü.
Yatak ağırdı, kirliydi ve iyice yıpranmıştı. Kumaşı eskimiş, yer yer parçalanmış; içi ise tamamen sıkışmıştı. Elif, tozu solumamaya çalışarak dikişleri katman katman dikkatlice söktü. Bir anda bıçağı sert bir şeye çarptı. Ne bir yaydı ne de tahta parçası gibi hissediliyordu.
Dolgu malzemesini elleriyle ayırdı ve olduğu yerde donakaldı. Yatağın içinde, özenle sarılmış ve açıkça bilerek gizlenmiş tuhaf bir şey vardı. Elif bunun kesinlikle bir tesadüf olmadığını anladığı anda içini tarif edemediği
bir sıkıntı kapladı.
Kadın, yatağın içinden çıkan şey karşısında tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. Elif, yatağın içinden çıkan nesneyi iki eliyle kavradığında kalbinin kulaklarında attığını hissetti. Bu, eski bir bez parçasına sarılmış kalın bir paket gibiydi. Bezi yavaşça açtı. İçinden, sararmış zarflar, iplerle bağlanmış tomarlar ve küçük, ağır bir metal kutu çıktı. Kutunun üzerinde tanıdık bir motif vardı: büyükannesinin boynundan hiç çıkarmadığı, eski Osmanlı desenlerini andıran lale işlemeleri.
Elleri titreyerek kutuyu açtı. İçeride birkaç eski altın bilezik, bir yüzük ve katlanmış bir mektup vardı. Elif nefesini tuttu. Büyükannesi Zehra Hanım’ın el yazısıydı bu. O an,
atölyenin soğukluğu, toz ve eski tahta kokusu
kayboldu sanki. Elif, çocukluğunda
büyükannesinin dizinin dibinde dinlediği
hikâyeleri hatırladı. Zehra Hanım her zaman
sakin, ama gözlerinde derin bir bilgelik
taşıyan bir kadındı.
Mektubu açtı.
“Sevgili Elif’im,” diye başlıyordu satırlar.
“Eğer bunu oynuyorsan, artık bu dünyada değilim. Bu eşyaları bilerek yatağın içine sakladım. Çünkü ailede herkesin gözü paradaydı ama kalbi yoktu. Sen ise hep sessizdin, ama emeği, sabrı ve alın terini bilirdin.”
Elif’in gözleri doldu. Devamı için diğer sayfamıza geçiniz…
