Tüm eşyaları paylaştılar
Mektup devam ediyordu: “Bu altınlar ve belgeler, sana zenginlik olsun diye değil, sana bir başlangıç olsun diye. Çünkü senin kimseye muhtaç olmadan ayakta durabileceğini biliyorum.”
Belgeleri eline aldı. Bunlar eski tapu kayıtlarıydı.
Büyükannesinin gençliğinde, kimsenin bilmediği küçük bir arsayı satın aldığını gösteriyordu. Üstelik arsa, şehrin yıllar içinde büyüyen ve değeri katlanan bir bölgesindeydi. Elif şaşkınlıktan oturduğu yere çöktü. Akrabaların paylaştığı ev ve araziye ek olarak, Zehra Hanım
kimseye söylemeden asıl mirasını saklamıştı.
Tam o sırada kapı sertçe çalındı. Elif irkildi.
Kapıyı açtığında amcası ve teyzesi karşısındaydı.
Yüzlerinde yapmacık bir gülümseme vardı.
“Yatağı satmaya karar verdim mi?” diye sordu amcası. “Antikacılar bazen eski şeylere para
verir.”
Elif bir an sustu. Içindeki korku yerini sakin ama güçlü bir kararlılığa bıraktı. “Hayır,” dedi. “Ama büyükannem bana bir şey bıraktı. Ve o yatak tam da onun istediği yerdeydi.”
Teyzesinin yüzü gerildi. “Ne demek istiyorsun?” Elif onları içeri buyur etti. Masanın üzerine altınları, tapu belgelerini ve mektubu koydu. Sessizlik çöktü. Amcasının yüzü bembeyaz oldu, teyzesinin dudakları titredi.
“Bunu… bunu nasıl yapar?” diye fısıldadı teyze. “El emeğiyle yaşayan birini seçerek,” dedi Elif sakince. “Büyükannem beni seçti.”
Akrabalar bir süre daha itiraz etmeye çalıştı, ama belgeler resmiydi. Yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Atölyeden çıktıklarında Elif derin bir nefes aldı. İlk kez kendini gerçekten özgür hissediyordu.
Aylar sonra Elif, o arsayı satmadı. Aksine, küçük ama sıcak bir mobilya atölyesi kurdu. Gençlere marangozluk öğretti, eski eşyaları onarıp yeniden hayata kazandırdı. Duvarın bir köşesinde ise, büyükannesinin eski yayıyla yatağından söktüğü kumaştan yaptığı küçük bir pano asılıydı. Elif her sabah atölyenin kapısını açarken aynı şeyi düşünüyordu: Gerçek miras altınlar değildi. Gerçek miras, bir insanın başka bir insana duyduğu güvendi. Ve Zehra Hanım, bu güveni doğru kişiye bırakmıştı.